Blog Archives

Adalet Kitap Özetleri

Sevgili  Adalet Yüksekokulu Öğrencileri, sizler için oturduk, yaz boyunca çalıştık, ikinci sınıf birinci döneme ait bütün derslerin özetlerini çıkardık. Dilerseniz kitapların özetlerini sitemizden temin edebilirsiniz. Ben de bir öğrenciyim. Aynı özetlerle çalıştım, her iki dönem Yüksek Onur Belgesi aldım. Sizler

Posted in Genel
Ben Varım

Şimdi ben varım
Şimdi baktığın yerde
Şimdi gökyüzünde
- ışık ışık.

Şimdi ben varım
Yittiğin duygularda
Şimdi duygu dolu
- şimdi karışık.

Ve şimdi ben varım
Ben sensizlikte
- sensizliğe alışık

Okyanus Ötesinde

Senin olmadıın zamanlar
Bir çıban büyür içimde.
Kör bıçak olur gidişlerin
- sırtıma iner.
Yokluğuna dayanmaz gönlüm
- ölürüm.

Senin olmadığın zamanlar
Okyanuslar büyür içimde.
Kızıl kiyamet olur
Alır, götürür dalgaları
- okyanus ötesine.

Çırpınsam nafile, bilirim
Haykırsam, duyulmaz sesim.
Sus"
Senin olmadığın zamanlar
Sen okyanus ötesinde
- arada okyanus.

Annesi…

Annesi
Uyandır onu öpücükle
Kahvaltısını hazırla
- sütünü içir,
Saçlarını tara annesi.
Annesi o gül tanesi
Okşa onu annesi
Önlüğünü giydir,
- tak kurdelesini.

Kitaplarını yerleştir,
Silgisini, kalemini,
Defterini unutma annesi.
Yumurtasını koy çantasına,
Ekmeğine sevgi koy
Öpücük sür üstüne
- annesi.

Alabildiğine

En büyük çılğınlığım bu,
- biliyor musun ?
Zincirlerini kırıp düşünce ufkumun
- alabildiğine düşünmek seni.
Zamansız, mekansız alabildiğine.
Ve alabildiğine sevmişken seni
Olabildiğince genişken düşünce ufku
Seni içimden geçirmek.
Hayaller kurmak senin üstüne
Buğulu camlarda düşünmek seni.
Özlediğini düşünmek
ve beklediğini düşünmek
- alabildiğine...

Bir Şubat Akşamıydı

Kartal bakışlı dört kişi
Beni süzdüler.
Bir Şubat akşamıydı.
Biri üç adım önde, üçü geride
Yakası kalkık, pardösülü dört kişi
- yolumu kestiler.

Bir Şubat akşamıydı
Hava, buz gibi soğuk
ve ben üşümekli.
Elleri muştalı dört kişi
- önüme düştüler.

Kar vardı.
Yolda, ayak izleri tek tük.
Loş ışıklı dar bir sokakta
Önüm arkam kapalı
- beni dövdüler.

Gözündürük
İlkçağlarda günümüzde olduğu gibi, karasal iklimin hüküm sürdüğü Orta Asya'da, hayvancılıkla geçinen bir topluluk olan Hun Türkleri, çoğunlukla Çin ülkesine akın için sefere çıktıklarında, göz alabildiğine uzanan kar altındaki ovaları aşarken, atlarının yüzüne g ö z ü n d ü r ü k adı verilen bir koruyucu takarlardı. Böylece atların kar körü olmasına engel olunmak istenirdi. Günümüz...de at gözlüğü ile bakmak deyimiyle ifade edilen bu durum, kendi doğruları içinde sıkışıp kalan, başkalarının gözüyle dünyayı göremeyen, kısacası empati kuramayan insanlar için kullanılır. Bir düşünürün de deyişiyle gözleri gece ile sınırlanmış, gündüzleri kör bakan baykuş gibi, aydınlığın gizeminden peçeyi sıyıramaz böyleleri. Bağnazdırlar, ısrarcıdırlar, ille de ben haklıyım diye düşünürler, başkalarının haklı olabileceğini akıllarına dahi getiremezler. Onlar için böyle bir olasılık yoktur çünkü. Son günlerde okumuşu okumamışı, aydını cahili hemen herkesi etkisi altına alan bu durum, bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılıyor. Daha düne kadar içtikleri su ayrı gitmeyen, can ciğer kuzu sarması olan kişiler bakıyorsunuz, birbirlerine içten içe diş biliyorlar. Kırk yıllık dostluklar bir günde bitiveriyor. Kaos ortamını oluşturmak, ülkenin iç dinamiklerini yıkmak isteyenlerin istediği de bu değil midir zaten? Düşman, adı üstünde düşmandır, kendisinden bekleneni yapacaktır, ondan beklenen de budur, ancak acı olanı çoğumuzun bilerek veya bilmeyerek bu oyunun bir parçası olduğumuzdur. Söylemlerimize dikkat etmek, haklarımızı isterken başkalarının haklarına da saygılı olmak durumundayız. Her şeyin bir sınırı olduğu gibi özgürlüklerin de bir sınırı olduğunu unutmamalıyız.
Milletin Tokadı

Rahmetli Barış Manço'yu hepiniz bilirsiniz, bugünlerde onun bir şarkısındaki şu sözler geliyor aklıma. Diyor ki Manço, "Altın yere düşmekle değerini kaybetmez, tenekeyi parlatsan çeyrek altın etmez." Ben konuyla bağlantılı olacağını düşündüğümden şöyle de demek itiyorum, "Katranı kaynatsan olmaz şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker..." Gerçi bu cümledeki " t ü k ü r d ü ğ ü m " kelimesi, başka bir kelime olacaktı ama buna terbiyem müsaade etmiyor, siz anlayın artık.
Konudan uzaklaşmayalım isterseniz, sadede gelelim eskilerin deyişiyle... Hepiniz görüyor ve duyuyorsunuz. Bir Atatürk düşmanlığı aldı başını gidiyor. Kendisini hiç bir zaman bu milletten hissetmeyen, aslına bakarsanız nereden geldiği pek de meçhul olan, sözüm ona aydın geçinen üç-beş kişi, hangi emele hizmet ettikleri bizlerce pek malum olduğu üzre verip-veriştiriyorlar. Fikir ve ifade özgürlüğünün arkasına sığınıp milli değerlerimize hakaret ediyorlar.
Evet, demokrasi güzel şeydir, kendini özgürce ifade edebilmek, düşündüklerini söyleyebilmek, güzel şey. Ancak unutmamak gerekir ki, her şeyin bir sınırı olduğu gibi özgürlüğün de bir sınırı vardır. Başkalarının özgürlük alanına girdiğimizde, özgürlük adına kullandığınız dil, özgürlük olmaktan çıkar, suç teşkil eder. Kişisel tercihleriniz farklı olabilir, herkesin değer verdiğine değer vermeyebilir, sevdiğini sevmeyebilirsiniz, ama saygı duymak zorundasınız.
Milyonlarca insanın hassasiyetini görmezden gelemezsiniz. Sonra adaletin şamarını yediğinizde "işte bu acıdı" diyeceğinizi de bilmek zorundasınız.
Unutmayın, bu millet durur, durur, sonunda tokadı vurur.