Ayak Sesleri…

Kâbus

Önce parlak bir ışık doldurdu içeriyi, ardından gökyüzü yarılırcasına gürüldedi. Ağırlaşan göz kapaklarını güç belâ aralayabildi. Yeniden şimşek çaktığında pencerede bir karaltı görür gibi oldu. Gerilimi yüksek bir kabloya basmış gibi, parmak ucundan ensesine doğru ince bir sızı yayıldı. Ardından yoğun bir sis gibi bembeyaz bulutlar doldurdu içeriyi. Derinden, çok derinden adını duyar gibi oldu.

Bu ses…” diye düşündü, “Tıpkı Yasemin’in sesine benziyor.”  Uzun saçları vardı ama Yasemin’in saçları bu kadar siyah, bu kadar uzun değildi ki… Ama ses onun sesiydi. “Evet, evet, bu o…

“Geliyorum bir tanem, bekle.” deyiverdi. Yere mi basıyordu, havada mı yürüyordu hiç bilmiyordu. Yarı kapalı yarı açık gözleriyle körlemesine gidiyordu. Saçları simsiyahtı, bu nasıl olurdu? Annesi boyamıştı herhalde. Durmadan geriye bakıyor, “Baba benimle gel, benimle gel.” diyordu.  

“Ama oyunbozanlık yapıyorsun tatlım, oraya çıkamam ki, düşersin bak, in oradan aşağı.” dedi mi, düşündü mü bilemiyordu. Yasemin, şimdi yukarıdan  “Benimle gel baba, benimle gel.” diyordu. Çaresi yoktu gidecekti. “Ama bu nasıl bir oyun?” diye düşündü, “Çocuklar bu kadar yüksekte oynamaz ki, içeri mi giriyorsun? Dur ben de geliyorum, beni de bekle.” deyiverdi. Etrafını bembeyaz bulutlar sarmıştı. Ne kadar yumuşaktı. Dokundu, elleri bembeyaz oldu, ellerini göremedi. Bir adım daha, bir adım daha indi. Yasemin çoktan inmişti, aşağılardan bir yerden sesleniyordu:    

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir