Osmanlı’da Haberleşme ve Yol Teşkilatı

    Tarihi bir bütün olarak ele aldığımızda, aşağı yukarı her devirde, yolların,  gerek ekonomik ihtiyaçlardan kaynaklansın, gerekse sosyal ve gerekse askeri nedenlerle olsun,  büyük öneme sahip olduğu görülür. Bu bağlamda, ticaret mallarının bir yerden bir yere naklinde, şehirler ve ülkeler arasındaki haberleşmenin temininde ve daha da önemlisi askeri birliklerin sevkiyatında yollar birinci derecede öneme sahip olmuştur.

    Haberleşme bağlamında yollar üzerinde duracak olursak. İnsanoğlunun tarih süreci içinde, değişik haberleşme yöntemlerini kullandığını görürüz. Bilinen ilk haberleşme yöntemi ateş kuleleriydi. Ayrıca koşucular, güvercin yollama ve ulak gönderme gibi yöntemler de sıklıkla kullanılmıştır. Haberleşmenin temininde karayollarından yararlanıldığı da bir gerçektir. Bu nedenle gerek Osmanlılarda ve gerekse daha evvelki Türk topluluklarında, yollara büyük önem verilmiş maksadın temini için azami güvenlik sistemleri uygulanmaya çalışılmıştır.

     Osmanlılarda  M e n z i l  adıyla anılan bu teşkilat, Emeviler, Abbasiler ve Memluklerde   B e r i d ; Moğollar ve İlhanlılarda  Y a m;  Safevilerde ise   Ç a p a r h a n e  gibi isimler altında zikredilmiştir.[1]

    Yollara verilen önemin bir sonucu olarak yollar üzerindeki şehirler ve yolların kavuşum noktalarındaki limanlar son derece canlı birer ticaret merkezleri haline gelmiştir.[2] Durumun farkında olan yöneticiler, yolların emniyeti konusunda gereken bütün tedbirleri almışlar, ticaret kervanlarının ve yolcuların barınması ve güvenliği için sosyal tesisler olarak adlandırabileceğimiz imar faaliyetlerine girişmişlerdir. Bunun neticesi olarak dağ ve geçit mahallerinde, tüccarların ve yolcuların barınması için hanlar ve kervansaraylar yapılmıştır. Ayrıca birer karakol niteliği taşıyan     R i b a t   ve       D e r b e n t   tesisleri vücuda getirilmiştir.[3]  Eşkıya tehdidine karşı oluşturulan bu tesislerde görev yapanlara  d e r b e n t ç i adı verilirdi.  Derbentçilere devlet tarafından vergi muafiyeti uygulanırdı.[4]

    Kelime anlamı, konak, iki konak arası, merhale veya posta tatarları beygirlerinin bulunduğu yer olan menziller[5] yolun geçtiği coğrafyanın şartları göz önünde tutularak belirli mesafelerde inşa edilirdi.[6]

    Müslüman veya gayrimüslim, zengin veya fakir hiçbir ayrım yapılmaksızın bütün yolcular, buralarda geceleyebilir, kendilerine bir kap çorba ile ekmek ve kandil, hayvanlarına da yem verilirdi.[7] Menzil hanelerden tüccarlar  ve yolcuların yanında haberleşmeyi sağlayan  U l a k  lar da yararlanırlardı. Bu bağlamda haberciler için her menzil hanede bir miktar at beslenirdi.

    Osmanlıdaki menziller daha öncede zikrettiğimiz gibi, sadece ticari işler ve haberleşme işleri için kullanılmamıştır. Orduların sefere çıktığı zamanlarda, ihtiyaç duyulacak her türlü iaşenin temin edildiği ve toplandığı yerler olarak da hizmet vermişlerdir. Bunun için menzil noktaları çevre halkının mallarını sattıkları, alış veriş yaptıkları birer pazaryeri haline getirilmiştir.[8] Bu durum da menzil noktasının bulunduğu yere büyük bir ekonomik canlılık getirmiştir.

    Osmanlı ülkesinde on dokuzuncu yüzyıla kadar haberleşme Ulaklarla yapılmıştır. Ulaklar, menzil hanelerde kendileri için ayrılan beygirlerle emir ve buyrukları en kısa sürelerde yerlerine ulaştırmaya çalışırlardı. Sivil haberleşmeyi tesis eden posta teşkilatı ise ancak Tanzimat’ın ilanından sonra mümkün olmuştur. [9]

    Kanuni devrine kadar  U l a k   H ü k m ü  ile sürdürülen haberleşme, birçok sakıncasının görülmesinden dolayı, değiştirilmiş ve menzil hanelerin inşa edilmesi kararlaştırılmıştır.[10] Çıkarılan nizamname ile ulakların halka zarar vermeleri önlenmiş, ulakların menzil hanelerden beygir almaları kararlaştırılmıştır. Ancak bütün tedbirlere rağmen ulakların suiistimallerine engel olunamamıştır. Bu nedenle menziller 1829’da ılga edilmiş, haberleşme görevi de Posta İdaresi’ne bırakılmıştır.[11]

    Gerçek manada bir posta teşkilatının kurulmasına II. Mahmut döneminde teşebbüs edildi. 1832’de İstanbul ile İzmit arasında posta yolunun yapılmasına, 1834’ten itibaren de ilk taşımacılığa başlandı. 1840’da Posta Nezareti kurulmuş ve haftada bir defa İstanbul’dan Anadolu ve Rumeli’ye posta çıkarılmasına,[12]  1863’te de mektuplara pul yapıştırılması başlanmıştır.

   Haberleşmeden sorumlu olarak kurulan Posta Nezareti ilk önce devlet merkezinde, İstanbul’da teşkilatlandı. Şehrin çeşitli yerlerine yerleştirilen posta kutularıyla halka kolaylık sağlanmaya çalışıldı.[13] Ardından taşra şehirlerinde de şubelerin açılması yoluna gidildi. Edirne’de kurulan posta müdürlüğünü diğerleri takip etti.

    Önceleri mektup taşıma hizmetini yerine getiren posta taşımacılığı, sonraları emanet ve eşyaların taşınması ile de ilgilenmeye başlamıştır. Ancak, taşımacılığın henüz hayvanlarla yapılması ve yük taşımacılığının haberleşmeyi aksatması üzerine yük taşımacılığından vaz geçilmiş, sadece mektup ve emanet akçesi taşınmasına devam edilmiştir.[14]

   Bu arada Osmanlı ülkesinde yabancı posta taşımacılığının çok daha önceden faaliyette olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bu bağlamda ilk önce III. Ahmet devrinde Avusturya devleti tarafından Viyana ile İstanbul arasında haberleşmenin yapıldığını söylemek yerinde olacaktır. Başlangıçta gizli şekilde yapılan bu haberleşme, sonradan, 1791 Ziştovi Anlaşması ile aleni hale getirilmiştir. Ki bu anlaşma Avusturya kuryelerine Osmanlı ülkesine serbestçe girip çıkma hakkını vermişti.

    Osmanlı posta teşkilatının kurulmasından sonra da yabancı postaları çalışmalarına devam ettiler. Osmanlı devleti bu postaların faaliyetlerinin durdurulması konusunda çok uğraştıysa da bir netice alamadı. Özellikle kontrolsüz olan yabancı postaları vasıtasıyla ülkeye kaçak mücevherat ve çeşitli kıymetli eşya sokulduğundan Gümrük Emaneti konu üzerinde titizlikle durmaya çalıştı. Netice itibariyle sonuç alınamamış, yabancı posta faaliyetlerinin durdurulması, biraz da siyasi kaygılardan dolayı, mümkün olamamıştır.


[1] Yusuf Halaçoğlu, Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK. Basımevi, Ankara 1991, s.146

[2] Bu duruma  Batı Karadeniz bölgesinde yer alan Amasra; Ege bölgesinde İzmir, Akdeniz’de Alanya ve Doğu Karadeniz’de Trabzon örnek olarak gösterilebilir. 

[3] Geniş bilgi için bkz. “ Orta Zaman Türk-İslam Dünyasında Karayolları”, çev, Cemal Köprülü, Ülkü Halkevleri Dergisi, X. Arkara, 1937, s. 25-26

[4] Osmanlı Devleti Tarihi, C. II, Feza Gazetecilik Yayınları, İst, 1999, s.589

[5] Midhat Sertoğlu, Osmsanlı Tarih Lugatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1986, s.221

[6] Menzil haneler arasındaki mesafe 3 saat ile 18 saat arasında idi.

[7] Halil İnalcık, “XV. Asır  Sanayi ve Ticaret Tarihine Dair Vesikalar”, Belleten, XXIV/93, 1960, s.122

[8] Halaçoğlu, a.g.e, s.149-150

[9] Osmanlı Devleti Tarihi, C. II, s.600

[10] Tevarih-i Al-i Osman, İstanbul 1341, s.373

[11] Ahmet Lütfi, Tarih, İstanbul 1306, IV,  s.162

[12] Osmanlı Devleti Tarihi, a.g.e, s.601

[13] Nesimi Yazıcı, “Tanzimat Döneminde Osmanlı Haberleşme Kurumu”, Ankara 1992, s. 140-152

[14] Yazıcı, a.g.e, s.153

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir