Millet Olmak…

Millet olmak budur işte!  Kanı deli akmaktır, tepkisiz kalmamaktır, taş üstüne taş koymaktır, senin olana sahip çıkmak, senden olmayana yan gözle bakmamaktır. Millet olmak budur işte, kutsalına göz koyanın gözünü çıkarmaktır, namusuna el uzatanın elini kırmaktır. Mert olmaktır, adam olmaktır, mazlumun sesi olmak, zalimin karşısında çıkmaktır. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” diyebilmektir.

Millet olmak budur işte! Emanete sahip çıkmaktır, kadir kıymet bilmektir, bir olmak birlik olmaktır.  Ölümü gülerek karşılamaktır. “Ölümden öteye köy mü var?” diyebilmektir. Yeri geldiğinde el ele tutuşmak, yüreği toplu vurmaktır. Dedim ya millet olmak budur işte, hakkın yanında olmak, batıla karşı durmaktır.

Aşağı yukarı beş bin yıllık mazisi olan Türk milleti, bu süreç içinde sayısız devlet kurmuş, sayısız devlete son vermiş, adeta dünya üzerinde ayak basmadık yer bırakmamıştır. Elinin ulaştığı bütün topraklarda adaletten, haktan, hukuktan hiçbir zaman ayrılmamış, mazlumlar için daima “vefalı”, daima “beklenen” olmuştur. Bunun aksini düşünmek de mümkün değildir zaten, çünkü Türk’ün genetik kodlarında bu vardır. O, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi şiar edinmiştir.

Tarihi iyi bilenler, onu iyi okuyanlar, burada sözü edilen “Türk” ün herhangi bir ırka mensup insanların bir araya getirdiği “yığın” olmadığını pekâlâ bilir. Çünkü Türk olmak kan meselesi değil şuur meselesidir. Türk olmak, ortak tarihe, ortak kedere, ortak ülküye sahip olma durumudur.  Onun içindir ki batı bize, dolayısıyla da bizi biz eden değerlere düşmandır. Rahmetli Cemil Meriç’in de dediği gibi, “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız, yani İslâm’ız,  tehlikeliyiz, karanlığız, barbarız…” Oysa dünyanın hiçbir ordusu vicdan ve merhamette Türk ordusuyla boy dahi ölçüşemez. Hiçbir ordu toprağını işgale kalkışan düşmanını yok ettikten sonra bile, “Onlar artık bizim evlatlarımızdır.” diyecek kadar insan sevgisiyle dolu değildir.

Savaş için Türk’ün düğünü derler, doğrudur. Türk’ü savaş alanında yıkmak mümkün değildir, onu ancak içten yıkabilirsiniz. Bunun için değerlerine saldırmalı, yumuşak karnını bulmalısınız. Bu bağlamda yumuşak karnımızın inancımız olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu yüzden kuzu postuna bürünmüş kurtları ayırt edemez, yüzümüze güleni dost zanneder, inancımızı paylaşanı kendimiz gibi biliriz ve bu yüzden aldanır, ihanete uğrarız. 15 Temmuz ihanetini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Zira bu tarih, kuzu kılığına girmiş kurtların gerçek yüzlerini gösterdikleri tarihtir. Bu tarih aynı zamanda, sureti haktan görünüp, içi nefretle dolu satılmışların kendi boyunlarına ilmeği geçirdikleri tarihin de adıdır.

Milletin emanetine sahip çıktığı tarihtir bu tarih. Bir silkiniştir, titreyip kendine geliştir. “Dur!” deyiştir. Açıkçası kim olduğunun farkına varıştır. Bir özüne dönüştür, hak için Hakk’a yürüyüş, gül olup toprağa düşüştür.

Yeniden millet olmanın adıdır 15 Temmuz. Gerçek bir uyanıştır, dostun düşmanın farkına varıştır. Bir anlamda ayağa kalkıştır, onurlu dik duruştur. Onuruna dil uzatanın dilini, el uzatanın elini koparıştır. Bir diriliştir, yeniden doğuştur. Millet oluştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir